Haber61 Yayıncılık tarafından 2015 ekim ayında çıkarılan ve Trabzon’un Usta gazetecilerinden İhsan Öksüz’ün kaleme aldığı, 3 Temmuz şike operasyonu ve mahkeme sürecini anlatan kitabı ‘’Türk futbolunun utanç belgeseli - Şike Şike Tapeler, Yalanlar Gerçekler’’ ilgi görmeye devam ediyor.

Trabzonlu Gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu kitap hakkında gazeteci yazar İhsan Öksüz ile çok özel bir söyleşi gerçekleştirdi.

İşte o söyleşi…

İhsan Öksüz: Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da şahit olduğu futbol tarihinin en kapsamlı, “Şike” davasını konu alan “Şike Şike Tapeler Yalanlar Gerçekler” adlı kitabı, tüm süreç hukuki yönden tamamlandıktan sonra, içlerinde Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım‘ın da bulunduğu 6 kişinin “yeniden yargılama ve infazın geri bırakılması” yönünde açtıkları davanın 23 Haziran 2014’te kabulü üzerine yazmaya başladım. Böylesine kapsamlı bir olayın kitap haline getirilmemesi şaşırtıcı idi! Birkaç çalışma dışında bu olay kitaplaştırılmadı. Korktular yazmaya… Kimi aidiyet duyduğu kulübe zarar gelir endişesi, kimi çalıştığı kurumdaki konumu, kimi şikecilere hoş görünmek, kimi yalakalık, kimi başka nedenler için yazamadılar!!! Bunu da kitabın içinde ünlü best seller yazarı Declan Hill’in ağzından verdik zaten… Baktık ki yazacak kimse yok, tarihe bir belge bırakalım dedik! Trabzonspor takımının şampiyonluğu şike ile alenen çalındı. Ortada açıkça işlenmiş bir suç var ama ceza yok! Böyle bir hukuk sistemi olur mu? Bunun kitabı yazılmayacak da ne yazılacak?

'ŞİKE ŞİKE TAPELER YALANLAR GERÇEKLER' KİTAP SİPARİŞİ VERMEK İÇİN TIKLAYIN


AŞM: 3 Temmuz “Şike Süreci” nedir?

İÖ: 3 Temmuz 2011 tarihinde patlak veren, ancak işaretleri önceden tarafsız kesimlerce görünen, dile getirilen; fanatik, kulüp aidiyeti taşıyanların görmek istemediği, hem dönemin, hem sonrasının TFF’nun de adeta ört bas için uğraş verdiği bir utanç dönemidir. Ki baş aktörü Fenerbahçe Kulübü ve başkanı dahil bazı yöneticileridir.

 

AŞM: Hangi somut verilere dayanıyor?

İÖ: Kitapta tüm süreç olduğu gibi anlatıldı. Belgelerle… “Yazara göre…” değil! Fenerbahçe kulübü birçok maçta hem şike girişiminde bulunmuş, hem teşvik vermiş… Bütün süreç kayıt altına alınmış… Hiçbir itiraza mahal verilmeyecek şekilde deliller toplanmış, hazırlanan kapsamlı iddianame mahkemece kabul edilmiş. Mahkeme şike kararı vermiş, Yargıtay onaylamış… Ardından UEFA işe el atmış. UEFA Disiplin Komitesi, UEFA Tahkim Kurulu karar vermiş, Uluslararası Spor Mahkemesi (CAS) verilen ceza kararlarını onamış ve en son da İsviçre Federal Mahkemesi de noktayı koymuş. Şikenin varlığı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tescil edilmiş… Fenerbahçe Avrupa Kupaları’ndan 2+1 yıl süreyle men edilmiş….“Baklava çalmaktan” değil şikeden ve teşvikten dolayı elbette. Bunlardan başka somut delil mi olur?

FUTBOL FEDERASYONU’NUN GÜNAHI

AŞM: Türkiye Futbol Federasyonu’nun “şike sürecine” yaklaşımı ne oldu?

İÖ: TFF zaten başlı başına bir olay… Mahmut Özgener şike olayının patlak verişinden hemen önce başkanlığı Mehmet Ali Aydınlar’a devretmişti. Aydınlar gerçekten de kucağında bir şike davası ile göreve başladı. Eğer hatırlarsanız, şike olayının patlak verişinden sonra “gizlilik kararı nedeni ile” iddianamenin açıklanmaması üzerine savcılığa davet edilmiş ve savcılıktan çıkışında da “ Olay sandığımızdan da vahim” demişti. Bunların tümü unutuldu! Aydınlar, Fenerbahçeli olmasına rağmen önce iyi niyetle bazı çalışmalar yapmaya çalıştı. Ama olayı çözemedi. Daha doğrusu çözdürmediler. Görevi bırakışından sonra da, “Ben olmasam Fenerbahçe küme düşmüştü.” dediği gazetelerde yer aldı. Fenerbahçe başkanlığa aday olduğunda ise Aziz Yıldırım için, “Yaptığın berbat şeyi örtbas etmek için utanıyorum” diyen yine Aydınlar’dı! Fenerbahçe’nin küme düşmesine kesin gözü ile bakılıyordu. Bizzat Fenerbahçe yöneticilerinin “Bizi küme düşürün” dedikleri her halde unutulmamıştır. Bu olmazsa en azından puan silinmesi yoluna gidilecekti. Ancak Fenerbahçe’nin tek puanının dahi silinmesi 2010-2011 sezonu şampiyonluğunun elden gitmesi manasına geliyordu. Bir türlü nihai kararı veremediler. Fenerbahçe’ye verilen 2 yıllık men cezası üzerine bu kulüp “namus davamız” diyerek milyonlarca avro tazminat talebi ile kısa adı CAS olan Uluslararası Spor Mahkemesi’ne başvurdu. Sonra da bu davayı geri çekti! Şike sürecinin en netameli günlerinde Fenerbahçe yönetici Ali Koç’un sahiplerinden biri olduğu grup, Şampiyonlar Ligi’ne 30 milyon avro ile sponsor oldu!

İhsan öksüz Ahmet şefik mollametmetoğlu ropörtaj

Aydınlar’ın ardından göreve gelen Yıldırım Demirören de olayı çözmek değil de sanki örtbas etmek için uğraştı! Bir önceki dönemin Etik Kurulu üyelerinin aynı olaylar üzerine verdiği rapor, Demirören dönemindeki aynı etik kurulu üyelerinin tamamen zıddıydı. Halbuki olaylar ve kurul üyeleri aynı idi. Aynı durum karşısında aynı hukukçular nasıl farklı karar verebilirdi? Ve verdiler! Tümü hukukçu olan bu insanların ders verdikleri fakültelerde bunu öğrencilerine nasıl izah ettiklerini o kadar merak ediyorum ki… Zaten kitabı yazmamıza neden olan nedenlerden biri de budur!

UEFA’ya, kendi kulübü Beşiktaş’la ilgili yalan beyan veren ve Beşiktaş’ın da ceza almasına neden olan Yıldırım Demirören’in TFF’nin başında olması garip ve ilginç değil mi? Demirören ve ekibi işi o kadar abuk duruma soktular ki Fenerbahçe kulübünün muhtemel puanlarının silinmesi durumunda- ki o zaman Fenerbahçe’yi küme düşürmeyi hiç akıllarına getirmiyorlardı- bir play off ucubesi yarattılar! Saçma sapan bu uygulamaya göre sezon içinde alınan puanların yarısı hesaba katılarak ilk 4 ve 5 ila 8’ince takımlar arasında Avrupa Kupaları’na katılacak ekipler belirlenecekti. Bunun da sırf Fenerbahçe’ye atılan bir kurtarma ipi olduğu çok tartışılmıştı. Sonuçta fiyasko ile biten play off ucubesi sezon sonunda elbette kaldırılmıştı.

Yıldırım Demirören ve ekibi mahkemenin verdiği şike kararlarını, Yargıtay’ın onama kararını takmadı. KısacaTFF şike davasında sınıfta kaldı. Hala “okula nasıl devam ediyorlar” anlamış değilim!

UEFA-CAS VE TFF ARASINDAKİ TEMEL FARK

AŞM: UEFA ve CAS’ın olaya bakışı ile TFF’nin bakış tarzı arasındaki temel farklılıklar nedir?

İÖ: UEFA, bütün eksiklik ve yanlışlarına rağmen “temiz futbol, şikeye sıfır tolerans” ilkelerine daha sahip çıkıyor! UEFA şikenin sahaya yansıyıp yansımadığına bakmıyor. UEFA, CAS’ın verdiği kararları kesin olarak kabul ediyor. Ne diyor CAS Yargılama Heyeti 439’uncu paragrafta? “ Sahadaki performans bir maçta şike yapıldığına ilişkin veri değildir. Şike yapılmış olması için şike teşebbüsünde bulunulması yeterlidir.” TFF ise, UEFA kurallarına uymuyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? UEFA’ya bağlı TFF, bağlı olduğu bu kurumu tanımıyor! Elbette bu Türkiye gibi bir ülkede pek şaşırtıcı değil!

ihsan öksüz ahmet şefik mollamehmetoğlu söyleşi

AŞM: Bu farklılıklar neden kaynaklanıyor?

İÖ: UEFA özerk, yanlışları, hataları olsa da genel anlamda “temiz futboldan” yana… TFF ise sözde özerk! Talimatlarla kurulmuş, “aman futbol zarar görmesin, aman ürün zarar görmesin, aman iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz kulüp idarecileri ve futbola yön verenler zarar görmesin!” diye şikeyi örtbas eden bir anlayışın içinde… Öyle değilse bunu ispat etsin!

ERDOĞAN’IN ROLÜ

AŞM: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘’Kişiler ayrı, kulüpler ayrı. Kişilerin işlediği suçtan milyonlarca taraftarı olan kulüpler ceza görmemeli’’ yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İÖ: Elbette bu söylemin mahkeme sürecini etkilemediği düşünülemez! Şikeyi yapan aldığı kupayı evine götürmüyor! Mensubu olduğu, aidiyet duyduğu kulübün müzesine koyuyor! Trabzonspor’un Kupası Fenerbahçe’nde müzesinde durmuyor mu? Zaten UEFA da böyle bir ayırım yapılamayacağını hükme bağlamış. Kuralı var, yönetmeliği var!

AŞM: Erdoğan’ın Fenerbahçe kulübü üyesi olması, bu tutumda etkili olmuş mudur, ya da Erdoğan Fenerbahçe’yi kollamış mıdır?

İÖ: Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fenerbahçe’nin Bucaspor’la oynayacağı maç öncesi kabul ettiği Fenerbahçe heyetine “Aman Buca’da bir aksilik olmasın!” demesi müdahale değil mi? Ülkenin en güçlü insanının böyle bir ifade kullanması kabul edilebilir mi? Elbette Sayın Erdoğan’ın kulüp taraftarı olması doğaldır ama, sorumlu bir kişi olarak bu konuda fikrini beyan etmesi, hangi niyetle olursa olsun böyle bir ifade kullanması doğru mudur? Ben doğru olmadığını kanaatindeyim. Bu tür söylemler/yaklaşımlar olmasaydı şike sürecinin seyri nasıl olurdu?

TAPELERDE ERDOĞANLARIN TELEFON GÖRÜŞMESİ

AŞM: 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet iddialarında ortaya çıkan telefon görüşmelerinde Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği öne sürülen konuya ilişkin telefon görüşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İÖ: Bunu da kitapça açıkça yazdım. Sayın Erdoğan’ın Aziz Yıldırım’dan çok memnun olmadığı anlaşılıyor. Zaten “kişilerle kurumları ayıralım” demesi de bunun bir göstergesi… Bunu ben, “Aziz Yıldırım’a ceza verin ama Fenerbahçe’ye vermeyin!” manasına alıyorum. Oğlu ile arasındaki olduğu iddia edilen görüşmelerde de bu teyid ediliyor! Elbette bu bir iddia… Ama sonuçta Fenerbahçe kollanmış…

AŞM: Bu yaklaşımın federasyon üzerinde etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

İÖ: Elbette… Zaten baştan beri ileri sürülen iddialar mevcut TFF’nin talimatla kurulduğu yönünde…

“ŞİKE” İDDİALARIYLA FETHULLAHÇI ÖRGÜTLENME ARASINDAKİ BAĞ

AŞM: Sizce “şike” iddialarıyla Fethullahçı örgütlenme arasında bir bağlantı var mı?

İÖ: Öyle bir bağ olup olmadığını bilemem amma, sonuçta yadsınamayacak deliller elde edilmiş… Bu deliller başka davalardaki gibi uydurulmamış, dosyaya eklenmemiş, açık ve sanıkların neredeyse tümünün mahkemede kabul ettiği delillerdi. Şikeyi yapanların, teşvik verenlerin bunun suç olduğunu bilmemesi mümkün mü? Kaldı ki toplanan delillerin tümü de yasaldı! Çünkü olayın geçtiği dönemde yürürlükte olan yasaya göre usulünce elde edilmiş delillerdi. Delilleri kimin, hangi saikle elde ettiği değil; gerçekliği beni ziyadesiyle ilgilendirir. Kaldı ki, 16. ACM’sindeki yargılama sırasında sanıkların hiç biri bu delilleri, dinleme kayıtlarının içeriğini inkar etmemişlerdir.

ERGENEKON DAVASI İLE ŞİKE DAVASI AYNI MERKEZDEN Mİ?

AŞM: Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının sık sık dile getirdiği ‘’şike davası ile Ergenekon ve Balyoz davaları aynı amaçla organize edildi’’ iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İÖ: Hiçbir ilgisi yok! Aziz Yıldırım kitapta da yer aldığı gibi uzun bir silsile sonucu takibe alınmıştır. Yani nerdeyse adi bir suçun büyüme ihtimaline karşı yapılan teknik takipler sonucu oltaya takılmıştır. Aslında tesadüfen yakalanmıştır. Hiçbir kumpas da tesadüfen kurulmaz! Kaldı ki sözünü ettiğiniz davalarla şike davasını bir tutmak veya benzetmek bile abestir!

AŞM: Bu davalar arasında benzerlik ya da farklılıklar nelerdir?

İÖ: Hiçbir benzer yanı yok. Sadece Aziz Yıldırım 17-25 Aralık sürecinde ortaya atılan “kumpas” sözünü bir ip olarak algılamış ve bu süreci iyi kullanarak “bize kumpas kuruldu” iddiasının ipine sarılmıştır. Yukarıda söyledim: Hiçbir kumpas tesadüfen kurulamaz! “Şike yaptıysam Fenerbahçe için yaptım” diyen ben değildim!

AŞM: Kitapta hangi somut bilgi ve belgeler var?

İÖ: Kitaptaki tüm veriler somuttur! Hepsi belgelidir. Ne kimseye hakaret var, ne iftira… Teknik takip sonucu yapılan dinlemeler, karşılaştırmalar, mahkemece süreçleri, iddianame, savunmalar, kabul beyanları, gazetelerdeki konuya ilişkin lehte ve aleyhte yazılar… Burada bir önemli nokta da sadece Fenerbahçe’yi yazmadım elbette… Bu kitapta şike ve teşvikle suçlanan kim varsa tümü de kitapta yer alıyor. Bunlar içinde Trabzonspor adı geçen yöneticileri ve onlara atfedilen suçlamalar da var!

ihsan öksüz ahmet şefik mollamehmetoğlu

YENİDEN YARGILAMA

AŞM: Yeniden yargılama doğru mu?

İÖ: İşte zurnanı zırt dediği yer burası! Yeniden yargılama için yeni deliller olması lazım. Ben hukukçu değilim ama o konuda da biraz okumuşluğumuz var! Emin olduğum hukukçular der ki “ Bir dava görülmüş, olayın gerçekleştiği dönem yürürlükte olan usul yasalarına göre deliller elde edilmiş, yargılamanın tüm aşamaları bitmiş ve mahkeme kararı Yargıtay’ca onanmışsa; sonradan usul yasasının değiştirilmesinin olaya etkisi olmaz. Ve usulü değişikliklerden davanın lehe dahi olsa da sanıklar yararlanamazlar!!!”

AŞM: Yeniden yargılama hangi düzenlemelere göre yapıldı?

İÖ: Burası çok önemlidir. Mahkeme ne karar vermiş? “Kumpas ve duruşma tutanaklarının gerçeği yansıtmadığı“ iddiaları reddedilmiş! Sadece 6526 sayılı yasa ile CMK’da yapılan değişiklikler sebebiyle CMK’nın 311. Maddesi kapsamında yeniden yargılamaya karar verilmiş.

YENİ YARGILAMA KARARI NE ANLAMA GELİYOR?

AŞM: Yeniden yargılama sonucunda ortaya çıkan karar şike iddialarını ortadan kaldırdı mı? Mahkeme ne demiş oldu?

İÖ: Hayır! Öncelikle zaten 13. ACM’nin yaptığı yeniden yargılama süreci devam ediyor. Hala bitmiş değil! Çünkü bunun daha Yargıtay aşaması var! Kaldı ki, şike ve teşvik eylemlerinin varlığı Uluslararası Spor Yargılama mercilerince tespit edilmiş. Fenerbahçe başkan ve yöneticilerinin şike ve teşvik eylemlerinde bulunduğu kesin olarak ortaya konulmuş. Ve hatta TFF kurulları dahi adı geçen bazı kişileri cezalandırmış. 13. ACM ise şikenin varlığına yönelik bir tespitte bulunmamış yani, bir başka anlatımla sanıkların şike yapmadığına dair bir karar vermemiş; sadece yasa değişikliği gerekçe gösterilerek 2011 yılında elde edilen delillerin usulüne uygun olmadığına dair bir karar vermiştir. Ki, bu karar da pek çok hukukçu tarafından ağır bir eleştiri konusu yapılmıştır.

AŞM: Bu kararın federasyona bir mesajı var mı?

İÖ: Federasyon kendi kararını zaten vermiş. Onun mahkemelerle, Yargıtay’la işi yok ki. TFF üç maymunu oynadı ve olayı bitirdi! Bana göre ise mahkemenin ve UEFA’nın kararlarını takmayanlar, eninde sonunda hukukla yüzleşecekler…

AŞM: Bu aşamadan sonra UEFA ve CAS ne yapar?

İÖ: UEFA, Fenerbahçe ve diğer Türk kulüplerine Avrupa’dan men cezaları verdi. Yine verebilir. Ama Yargıtay’dan ne tür karar çıkarsa çıksın UEFA’nın önceki şike kararı daimidir!

ihsan öksüz ahmet şefik mollamehmet oğlu söyleşi

UEFA, TFF’YE YAPTIRIMDA BULUNUR MU?

AŞM: Adli olmasa da sportif açıdan UEFA federasyona bir yaptırımda bulunabilir mi?

İÖ: Şahsen sportif suçların cezasının da sportif olması görüşündeyim. Yani şike yapan veya teşvik verenlerin, teşvik alanların hapis yatmalarına karşıyım. Onlara sportif cezalar verilmelidir. Mesela belli sürelerle spordan men edilebilirler. Anladığım kadarı ile başta Aziz Yıldırım ve bazı kişilerin hapis yatmalarının nedeni, şike ve teşvik olayını “örgüt suçuna” sokmaktan kaynaklandı. Benim görüşüme göre sportif cezalara hapis cezası verilmemelidir.

UEFA yeni bir ceza verebilir mi sorusuna gelince; duyumlarına göre, UEFA 20 bine yakın dilekçe var! Juventus’u gözünün yaşına bakmadan, üstelik sadece hakem ayarlamaya teşebbüsten küme düşürenler, Milan’ın onca puanını silenler başka kulüpleri tanır mı bilemem? Denecek ki İtalya’da futbol federasyonu var. Eh, bizde de inşallah olur! Ama Türkiye’ye bu konuda ceza gelmeyeceğini de kimse garanti edemez! Hatta “ UEFA’da şike davası bitmiştir. Bazı şeyler var. Bütün olarak açıklanması hepimizi zora sokar” diyerek işin daha fazla kurcalanmamasını isteyen Şenes Erzik bile… Kaldı ki, olayın bir de dünyada futbolun patronu olan FİFA boyutu var. Bildiğim kadarıyla FİFA, süreci yakinen takip ettiğini, UEFA sürecinin tamamen bitmesinin beklendiğini dile getirmiştir.

3 TEMMUZ SÜRECİNİN ETKİLERİ

AŞM: Türk futbolunda 3 Temmuz lekesi neye yol açtı?

İÖ: Türk Futbolu dünyada şike ile anılır oldu. Bundan büyük leke mi olur? Sadece futbol değil elbette… 2020 Olimpiyatlarına talip olan Japonya başbakanının İstanbul’daki tanıtım toplantısında “Bizde şike yok!” deyişini unutmadık! Bu utanç verici değil mi?”

AŞM: Futbolun endüstrileşmesi, etki gücünden dolayı güç odakları, sermaye ve siyasetin futbola daha çok girmesi, Türkiye ve dünyada futbolu nasıl etkiliyor?

İÖ: Elbette paranın ve iddianın olduğu yerde, hele de endüstriyelleşen futbolda bu tür manipülatif hareketler olacaktır. Futbol kısa zamanda çok para kazanmak için çok uygun bir sektör! Sadece para değil, nüfuz, siyasal güç, başka etkileşim alanları, tüm dünyada futbolla ayrı bir anlam kazanıyor. Türkiye de dünyadan izole değil elbette! Ve ne kadar kötü alışkanlık varsa hemen almaya başlıyoruz. Simon Kuper “Futbol sadece Asla Futbol değildir” diye kitap yazdı. Ama keşke futbol, futbol olarak kalsaydı!

TEMİZ FUTBOL, AMA NASIL?

AŞM: Temiz spor ve temiz futbol için neler yapılmalı?

İÖ: Temiz futbol için önce temiz toplum, sonra da temiz siyaset lazım! Yoksa futbolu yıkamak için bir madde yok! Kirli futbolu temizleyecek deterjanlar henüz icat edilmedi ki!!! Önce insanların kafasının içi temizlenecek! Ne yazık ki geçen zaman ülkemiz insanının daha bir yozlaşmasına zemin hazırlıyor! Temiz futbol için ayrıca Kulüp ayırımı yapılmamalı… Fenerbahçe, Trabzonspor, Beşiktaş, Galatasaray kim varsa ve suçu işliyorsa anında cezayı almalı… (ODA TV)